19 Ocak 2013 Cumartesi

Sonsuz bir yolculuğa çıkıyor ve sen...

Kır evindesiniz,yalnızca sen ve o.Onu her gün,bazen sırtında taşımaya çalışarak,bazen omuzuna alarak,gülüp eğlenerek,oturmayı çok sevdiğiniz kır tepesine götürüyorsun.sen o otururken çevresinde koşup kucağına atlarken,birlikte fotoğraflara bakarken istediğiniz an geliyor ve ufukta güneş,kırın yeşilliğinin içine gömülüyor,gökyüzü turuncuyken.ve yine dönüş vakti geliyor ve bu seferde onu el arabasınla götürmeye çalışıyorsun,o sana az az götürdüğün için gülüyor,oysaki o seni uçururdu her gün ve bu senin en hoşuna giden oyununuzdu.Evinize gittiğinizde de yine fotoğraflara eski yazıştığınız mektupları okuyup birbirinizi öperken bulurdunuz.hep gülmekten ağlama derecesine geliyorsunuz.kitap okurken bile bir kitaba iki kafa sığdırmaya çalışıp birlikte okumaya çalışıyorsunuz.sonrasında eskisinden hatta dünden bile daha sıkı sarılıyorsun ona,o da sana.Yemek yerken bile küçüklük şakalarınızı yapmadan edemiyorsunuz,eskiden sevmediklerinize bile onun şirinliğine bakarak gülüyorsunuz.o yattığında başında bekliyorsunuz,saçlarını okşuyor okşamasına izin veriyorsunuz.her uykuya dalarken ona veda ediyorsunuz,uyanması için dua ediyorsunuz.eskisi gibi seni taşıyamıyor ve işleri yapamıyor,hastalığının ilerlemesinden dolayı artık yürüyemiyor.aklınıza daha kötüsünü getirmemek için düşünmüyorsun,uyanması için dua ediyorsun,yine ve tekrardan,bu saatlerde uyanırdı.dokunmuyorsunuz,belki yorgunluktandır diyorsunuz.en sonunda dayanamayıp dudağına öpücük kondurmaya yaklaştığında,nefesini hissetmiyorsun,anlıyorsun ve son öpücüğünü hayat vermek istercesine öpüyor,yanına uzanıp kafanı en rahat hissettiğin yere göğsüne koyuyorsun...